Yaz okulunda Beg'e verilen projelerden : '19. yüzyılda yaşayan bir adam dünyanın her tarafından değerli taşlar ve eşyalar gibi eşsiz parçalar topluyor. Bu adamın atalarımız olduğunu hayal edin. Bu eşsiz koleksiyondan ilgimizi bir maske çekiyor. Bu maske bilinmedik, dünya üzerinde olmayan veya bitmiş bir uygarlığa ait. Bu maskenin sizce hikayesi nedir ve nasıl olmalı?'
Projenin ilk araştırması için
Horniman Museum 'a götürmüşler. İkinci araştırma içinse kütüphaneye...
Şimdi bu maskenin hikayesine gelelim:)
Beg'in versiyonunda 19 yy'da yaşayan kahramanımız kendi yaşadığı dünyada bir kapıdan paralel bir dünyaya geçiyor. Oradaki dünya aslında paralel bir dünya değil 3002 yılında bizim geleceğimiz. Bu dünyada bitkiler ve hayvanlar kalmamış. Çevre mekanik, metal ormanların olduğu, kabile halinde yaşayan insanların yamyam haline geldiği, hayatta kalmanın tek yolunun insan yemek olduğu bir dünyadan oluşuyor. Burada yemekten sonraki en önemli şey bu maske.
Buradakiler ağlamıyorlar, kızmıyorlar, gülmüyorlar ve insanı insan yapan duygularını yitirmişler. Maskeyi taktığı zaman hissedebiliyor, ağlayabiliyor, gülebiliyor, insani duyguları yerine geliyor...
Adamımız bunları böyle görünce, dünya nasıl böyle bir yer olur diye ağlamaya başlıyor. Onun maskesiz ağladığını görünce özel bir adam olmalı düşüncesiyle öldürmüyorlar. Adamımız kendi dünyasının hiç böyle olmadığını, insanların duygularının olduğunu çevrenin tertemiz olduğunu, ormanları ve hayvanları anlatıyor. Onlarda 'eğer dünyayı kirletirseniz sonu böyle olacak bizim hikayemizi anlat diyerek bu yerin tek kanıtı olan maskeyi adamımıza veriyorlar...

Maskenin mekanik tarafı diğer dünyayı anlatıyor. Diğer tarafı ise duygusal tarafı...
Beg 15. yy'da yaşamış olan Kraliçe Elizabeth'ten esinlensede aslında maskenin tamamı kalp şeklinde...