DB JUNK'ta kullanılan fotoğraflar ve içerik izinsiz yayınlanamaz...

3.04.2011

O geri döndü...


CSM Mezunu Christopher Kane’i mezuniyet döneminden beri takipteyim. Mezun olduğu yıl, üstelik mezuniyet koleksiyonundan parçalarla tüm dünya dergilerinde moda editörlerinin dikkatini çekerek sayfalarca moda çekimlerinde yer almıştı. Mezun olur olmaz dünya çapında bir anda ünlü olması ile adeta bir peri masalı yaşadı. Ben de ilk çıkış yeri ve o dönem tek satış noktası olan yetenekli tasarımcıları desteklemesiyle bilinen Londra’nın ünlü tasarım butiği Browns’dan 3 parça edinmiştim. Uzun bekleme listeleri olan Christopher Kane tasarımları nasıl zorlukla aldığımı tahmin edersiniz:)
 Mezun olduğu dönemden birkaç yıl öncesine kadar nefis koleksiyonlarla karşımıza çıkan Kane’in son iki sezon koleksiyonuyla hayal kırıklığına uğramıştık. Ancak Kış 2011 koleksiyonuyla o geri döndü dedirtti:) 
  Donatella Versace’nin de danışmanlığını yapan ve Versus koleksiyonunu hazırlayan Kane çalışmalarını kız kardeşi Tammy ile yürütüyor.
2007’de Londra Moda Haftasında yılın yeni tasarımcısı ödülünü aldı. 

Çocukluk dönemlerinden kalem kutusu, lolipoptan ve lav lambalarından ilham alarak hazırladığı koleksiyonda en çok 70’lerin görüntülerinden lav lambası efektini sevdim...

  Kullanımı rahat geometrik desenlerde tığ işi yün örgüler..
 Basit ancak zarif sütun elbiseler...
 Su gibi akan neon renklerde, minimal formlarda, plastikten yapılmış  akan görüntüler...
 – upps bu arada biliyorsunuz bizimde yaz 2011 koleksiyonumuzda akan görüntüler yer alıyor:) Ama bizimki bir sezon önce:) -
 İçi jel dolu plastik akan görüntüler ve desenler koleksiyonun en dikkat çeken fikirleri...
 Plastik gelecek sezonun fikirlerinden, ancak ister inanın ister inanmayın biz bu sezon kullandık bile:)
Gayet tabii malzemeler aynı olsa bile her tasarımcının ilham aldığı şeyler ve bakış açısına göre bambaşka sonuçlar çıkıyor. İşin güzelliği de burada...

2.04.2011

Haider Ackermann...

 Belçikalı tasarımcı Haider Ackermann'ın koleksiyonları daha grotesk havada olur ve bu benim en sevdiğim tarafıdır. Bu defa işe renk ve parıltı katmış ki renk sevsemde saten parlaklığını sevmediğim halde kullanım şekline bayıldımmmm:)

 Kadife, saten, ipek asimetrik silüetler...
Güçlü omuzlar daracık upuzun görüntüler...
 Haider'in koleksiyonlarında kadınsılığın içinde hep bir Erkeksi silüet vardır...
  Kumaşları bir arada tutmak için kullanılmış gibi duran geniş kemerler...
Kemeri açtığınızda elbise sanki dağılacakmış gibi durmuyor mu?
Bu halini çok sevdim...
 Üst üste giyilmiş izlenimi veren kadife, deri ve satenin birlikte kullanımı...
 Minilerden ayırıp upuzun eteklere yöneltebilecek modeller.
Bu yaz Leak koleksiyonumuzda da iki upuzun ve dapdaracık model etek yer alıyor. Onları gündüz postallarla giymek üzere düşünmüştük:) Yok araya reklam almadım aklıma gelince paylaşmak istedim:)
 Bir ara baştan ayağa aynı renk giymezdik ama bu ara olabilirliği var. Bir şartla dokular farklı, çizgiler aynı havada olmalı...
 Geniş hacimlerin düzensiz drapelerle sıkıştırıldığı kalın deri kemerler arasında bazı bölümler bol ve dökümlü, bir kısmının da sımsıkı daracık ayrıntıları ilk göze çarpan ayrıntıları... 
 Bir ara Dior için Galliano yerine gelebilecek potansiyel tasarımcı olarak Haider’in adı geçiyordu ancak son durum ne oldu takip etmedim.
Nereye geçerse geçsin kendi koleksiyonundaki özgürlükte olamayacağı için Haider’in her sezon yeni fikirlerini uyguladığı kişisel koleksiyonu her zaman en kıymetlisi olacaktır...

1.04.2011

Leakkkkkkkkkkkkkkk...........

Bugün 41 parçalık Leak isimli koleksiyonumuzu tamamladık:)
Fotoğraftaki yönetmen Elias Merhige’in dünyanın kuruluşunu anlatan kült filmi Begotten'dan etkilenerek hazırladığımız koleksiyonun ilk parçalarından biri... 
Deniz Berdan
 Gelecek hafta hazırladıklarımızın büyük bir kısmını çekmeyi planlıyorum. Blogda çıkış noktamızı hafiften anlatmıştım ama koleksiyonun ana modellerini oluşturan el boyaması tasarımları ve detayları fotoğraflarla anlatmak isterim:)
Koleksiyonda renk patlamaları olmazsa olmazlardan:) Model ve farklı renk kombinasyonlarımızı nasıl bulacağınızı merak ediyorum doğrusu:)
 Çekimde kullandığım ayakkabıyı soranlar oldu. Fotoğrafları aralıklarla yayınlasamda aynı dakikalar içinde çektiğimiz için hep aynı ayakkabıyı görüyorsunuz:) merak edenler için ayakkabı Topshop...
                                                           Fotoğraflar Haluk Berdan

29.03.2011

Beg'den 25. kare...

Beg'in hazırladığı kostüm ve video enstelasyonunu paylaşmak istedim. Bloga henüz video aktaramıyorum ancak çektiğimiz fotoğraflarla anlatmak şimdilik en kolayı:) Konu 'Subniminal mesaj'
Şuuraltını etkilemeyi hedefleyen mesajlara “subliminal” adı veriliyor. Genel olarak “şuuraltına yönelik gizli mesajlar olarak ifade edilebilir. 

Kişinin şuur-altına subliminal mesaj göndermenin birçok yolu var. İşte bunlardan biri de 25inci Kare tekniği. 


Peki nedir bu 25inci Kare. 
Gördüğümüz bir ânlık görüntü 24 küçücük kareden oluşur. Sinema şeridinde, saat, dakika, sâniye olarak bir diziliş var. Her sâniyeden sonra bir yabancı kare geliyor ve bir sâniye 24 kare. Her 24 kare ise bir ekran büyüklüğündeki kareyi oluşturuyor.


Son kare olan 25inci kare ânlık. Yani görüntü sâniyede 1/24 olacakken, bu 1/25′e çıkar. Kareler 25 olunca bir anda bir görüntü gelir ve ânında kaybolur. Genellikle göz ve beyne görünmez, daha doğrusu görülür ama şuur-altında kalır.
25. karenin temel mantığı da mesajı şuur-altına göndermek olduğu için, artık dünya sinema sanâyii’nde bu tekniği kullanmayan yok gibi. 
Bizler evlerimizde koltuklarımıza oturup herhangi bir televizyon kanalındaki herhangi bir dizi film ya da bir belgeseli seyrederken aynı zamanda 25 karelerle şuur-altımıza gönderilen mesajlara/ telkinlere/ saldırılara maruz kalabiliyoruz! İnsan düşündükçe ürperiyor!!!

Subniminal teknikler reklamcılık ve propaganda alanlarında sıklıkla kullanılıyor.
Bu tekniklerin amaçları ve tekniği, kullanım sıklığı konuları tartışılmalı!
 Ciddi önem taşır, tehlikeli ve şüpheli!..

İzlediğimiz filmler, programlar, belgeseller, çocuklarımıza izlettiğimiz çizgi filmler ne kadar masum?
'Filmlerle, reklamlarla her türlü mesajı veriyorlar. Niçin böyle gizli bir kare uyguluyorlar?' diyebilirsiniz ama gördüğümüz zaman bu kadar etkili olmuyor. Çünkü, kişi, şuurlu bir tercih ile gördüklerini veya duyduklarını ya red ediyor ya da kabul ediyor. Çünkü baştan önüne seçenek getirilmiş oluyor.
Fakat bu, öyle bir şey ki insan onu görmüyor, duymuyor ve hissedemiyor, yani bizlerin algı frekanslarımızın tamamen altında veya üstünde yer alıyor. Böyle bir şeyi kabul yada red etme gibi bir imkânımız var mı? Ne yazık ki yok!
İşte 25. karenin ve subliminal reklamların temel mantığı bu! Hedefteki kitlenin şuurlu tercih hakkını gaspederek, onları gizlice zehirlemek!
Şuur-altını hedef alarak mesaj göndermeyi hedefleyen ve adına “Subliminal Mesajlar” (Şuur-Altı Telkinler) denilen bu tür reklamlar ilk kez 1950′li yıllarda Amerika’da ortaya çıktı.
 James Vicary adlı reklamcılık uzmanı, sinema salonlarında yaptığı bir deney sonucu patlamış mısır ve kola satışlarının arttığını iddia etti. Bu deneyde film perdede oynarken, saliselik görüntüler hâlinde gözle görülemeyen gizli kareler ve gizli mesajlarda: “patlamış mısır ye” ve “Kola iç” sloganları çıkıyordu. 
Seyirci bu sloganları şuurla algılayamadığı hâlde, şuuraltına hitap eden bu sloganlar neticesinde Kola satışlarının yüzde 18.1, patlamış mısır satışlarının ise yüzde 57.7 arttığı görüldü.
İşte Beg'in TV ekranının kostüme dönüştüğü projesi de bu fikirden yola çıkarak yapıldı...

Kaynaklar Wikipedia, Wordpress

28.03.2011

Günler sonra bir post...

Eveeeet tekrar bu adrese döndüm. En azında belli bir grup görebilecek:) Blogların açılmalarına yönelik karar uygulanabilirse yine www.denizberdan.com adresinde olacağız...
İki hafta önce gittiğimiz Hüseyin Çağlayan’ın 'Yakınlık Sensörleri' isimli heykel, video ve ses enstelasyonlarını içeren kişisel sergisinden bahsetmek istedim. İlk defa Londra Lisson Gallery’de sergilenen çalışmalarını birkaç günle kaçırmıştım. Hüseyin Çağlayan'ın son yıllarda yaptığı enstelasyonlardan aslında moda konularından sıkıldığını ve son derece sığ bulduğunu, onun için işin sanat yönünün ağır bastığını ve moda konularını sanatla ilişkilendirmek istediğini açıkça görebilmek mümkün. Biz de işte bu yüzden çok seviyoruz Hüseyin Çağlayan'ı:)
Galerist'te açıldığını duyunca Ponpon'la kendimizi Mısırlı Apartmanına attık:) Can en çok resimde gördüğünüz saç enstelasyonunu sevdi.
 Hüseyin Çağlayan'dan Remote Control Hair ile dönemin ve çağların saç stillerine farklı bir objektif... 
Saçı hareket ettiren remote bağlantılı elbisenin adeta bir TV'nin iç görüntüsü izlenimi veren arkadan bu görüntüsünü de sevdim. Bu görüntü inanırmısınız Aralık ayında Beg'in İstanbul'a geldiğinde yaptığımız TV'den bozma elbisesinin arkasına çok benziyor. Beg'in ki ödev olduğu için daha kostüm havasındaydı. Sonrasında ilk hali olan ışıklı versiyonunu kullandık, bundan sonra post yaparım:)
 Makyaj stilleri...
 Serginin müziği inceleyen Ügünüm Leyla’yı söyleyen Sertap Erener ile hazırlanmış bölümünden...
Önde Sertap'ın birebir boyutlarda heykeli ışık gösterisi ile şarkı esnasında dudaklarının hareket ediyor gibi görünmesi Can'ı çok etkiledi. Arkada Osmanlı orkestrası üzgünüm Leyla'yı çalarken sertap'ın öndeki heykeli, hareket eden dudaklarla şarkıyı seslendirdiği enstelasyonu görülmeli... 
 Kültürel form olarak müziği inceleyen Hüseyin Çağlayan'ın sergisinde Sertap Erener'i kullanması çok oğru bir yaklaşım olmuş. Ayrıca Sertap'ı her anlamda hiç bu kadar güzel görmemiştim doğrusu...
 Martı sesleri ile sizi karşılayan İstanbul'un binlerce yıl boyunca değişen isimlerini görebildiğiniz enstelasyonda, her ismin belirli bir kültürün İstanbul ile bağını yansıtıyor.
Fotoğraflar Deniz Berdan
Bu arada bazı yazarların köşelerinde, internet sitelerinde, twitter'da enstelasyonları zayıf bulduklarına, beğenmediklerine dair yazıları gördükçe umutsuzluğa kapılıyorum. Ne yani Hollywood usulü animasyonlar, atraksiyonlar mı bekleniyor. Gidin Tate gibi müzelere bakın bakalım nasıl enstelasyonlar var! Tabii bu çalışmaları anlayıp değerlendirebilmek, bilgi birikimi ve biraz da olsa hayata farklı bir perspektiften bakabilmeyi gerektiriyor. Bakamıyorsan, anlamlandırıp tanımlayamıyorsan b*klama bari!..
 O yüzden Türkiye'de herkesin ödü patlıyor yeni ve farklı birşeyler yapmaktan. Ah ahh yok mu bu anlamadığını b*kla politikası, işte sorunun büyüğü burada!

22.03.2011

Zar zor bir post...

Woohoo yaşasın tesadüfen bir açtım post girebiliyorummmm:)
Yahu ülkemizde her insanın fikir paylaşımını özgürce yapabilmesi, kişisel bloguna yazı yazabilmesi bile lüks oldu!..
Neyse kısa dönemli de olsa yazı yazabiliyor olmanın keyfini çıkaralım:) Tabii umarım artık açılmıştır:)
Bu elbiseyi sizlerle paylaşmak üzere fotoğraflayalı bir 10 gün oldu.

Yok yok giremiyorum galiba bu yazıyı 3. defa yazıyorum. Tadı kaçtı gerçekten yazdıklarımda siliniyor. Bakalım bu defa yayınlamayı başarabilecek miyim. Elbise ile ilgili çok fazla yorum yapamıyorum. Her an tekrar bağlantı gidebilir. 


Fotoğraf ile ilgili kısa yorum; 35 parçalık Leak isimli koleksiyonumuzda  5 simsiyah elbiseden biri. Renk patlamalarının olduğu koleksiyonda siyah ve diğer parçalara göre sade olmasına rağmen farklı çizgisi ile dolabımın jokeri olmaya aday...