DB JUNK'ta kullanılan fotoğraflar ve içerik izinsiz yayınlanamaz...

13.12.2010

BilgeKöprülüSadiGüranNiyaziErdoğanKübraKoncaSelimBaklacı........

Elele Dergisi'nin Aralık sayısı için yaptığımız çalışmadan...

 Bilge’nin cicci coco marka ayakkabılarının  en çok herhangi bir eğilime veya mevsime bağlı olmaksızın tasarlanmış olmasını seviyorum...
 İlk defa Bant Dergisi ile tanıdığım Sadi Güran’ın benzersiz stiline bayılıyorum. Türkiye’nin en başarılı illüstratörlerinden Sadi, alternatif sanat anlayışı geliştikçe şüphesiz Türkiye’nin en büyük isimlerden biri olacaktır. 
 Niyazi Erdoğan’ı ilk defa bu yıl IFW’de tanıdık, karma defilelerin en başarılı birkaç isminde biri olduğunu düşündüğüm ruhani doğallıktaki retroya gönderme yaptığı koleksiyonunun hiç de zorlanmadan farklı oluşunu sevdim. Geniş omuzlu erkeklerde son derece estetik durabilecek katmanlardan oluşan kombinasyonlarında renk kullanırken göze batmamayı başarıp üstelik pastel tonlara rağmen sert bir çekicilik katmış. Bana göre Niyazi, Ümit Benan’dan sonra erkek modasında Türkiye’yi temsil edebilecek ikinci isimdir.
 Selim’in alternatif malzemelerle hazırladığı titiz işçilik kalitesi hemen belli olan cesur modellerini seviyorum.
Couture işçiliği ile hazırlanmış eşsiz parçalardan oluşan tasarımlarında hep bir yeni fikir görebilmek mümkün.
 Giydiğim kenarlarından tünellerin geçtiği ve istediğiniz forma girebilen sıradışı trençkot yorumunu sevdim.  
  Kübra geçen kış ‘tasarımlarıma bir göz atar mısınız?’ diyen bir tweetle girdi hayatımıza. Deneysel gibi görünmesine rağmen giyilebilir kavramsal tasarımlarını çok sevdik. Eğlenceli çıkış noktaları ile ilk sezonu olmasına rağmen kaliteli işçilik ve benzersiz çizgisi ile adını gelecekte sık duyabileceğimiz genç tasarımcılardan.
Bu 5 çok yetenekli genç tasarımcının fikirlerini merak ediyorsanız Elele Dergisi'nin Aralık sayısını kaçırmayın derim:) Bu arada ben onları anlatırken onlarda beni anlatmış çok tatlılar bayıldım:)
DB Junk'ta genç tasarımcıları tanıtmaya devam edeceğim elbette:)
                                      

12.12.2010

Volümlü, katmanlı, el boyama ve baskılı...

Londra çıkışlı genç moda tasarımcısı Felicity Brown, Royal College of Art mezunu...
 Eski dönemin siyah beyaz filmlerinden, eski kimonolardan ve Victoria döneminden esinlenerek hazırladığı bölgesel volümlü katmanlı naturel kumaş görüntülü ve el boyamaları ile hazırlanmış elbiselerini çok sevdim...
Favorim ise bu ilk elbise oldu. Romantik çizgide olmasına rağmen bayıldım gerçekten:)
Bu sezon için 5 elbise alabilirsin deseler biri bu olurdu kesinlikle:) Bu arada ayakkabılara hiç bakmayın, güzelim elbiseyi gölgeleyememiş neyse ki:)
Brown Alberta Ferretti, Mulberry ve Lanvin’de çalışmış...
Volanlı elbiseleri kendine has görünmekle birlikte belli ki Lanvin’de çalıştığı zamanlar ona çok şey katmış...
  Felicity Brown’ın Yaz 2011 koleksiyonunda naturel görünümlü kumaşlar, el boyama ve baskıları en önemli detaylar...
Alberta Ferretti'nin kumaş kullanım şekline benzerliği de gözden kaçmıyor. Ancak yine de çok farklı ve kendine özgü yorumuyla nefis görünüyor doğrusu:)
                                                                       Kaynak London Fashion Week

11.12.2010

Junk Koleyler Beymen Blender'larda...

Geçen hafta çektiğim Junk aksesuarlarından birini henüz paylaşabiliyorum....
Deniz Berdan
 Gelecek hafta couture işçilikle hazırlanmış 2D pin-up'larda Beymen Blender'larda yerini alıyor. Fotoğraftaki günlükler ise Ocak ayı itibariyle, yaza erken hazırlık yapıyoruz... 
Soranlar için ayakkabı satışları için biraz daha zaman... 
 Junk kolyeler çocuklarım gibi hangisini daha çok seviyorum karar veremiyorum...
Bu elbiseler aslında rengarenk çorap ve taytlarla çok tatlı ve kullanışlı oluyor...
XS, S ve M olmak üzere 3 beden satışa sunulacaklar...
Deniz Berdan
Fotoğraflar : Haluk Berdan

9.12.2010

Yarım kalmış son post...

Zihnime kendini zorla kabul ettiren bir sonuç anneden yoksunluk:((
Bu postu hastanede anneciğimin hala kendinde ve iyi olduğu gecenin ilk saatlerinde birlikte hazırlamaya başlamıştık.
Fotoğraflara şöyle bir bakıp hafta sonu evde olalım dedikten sonra yazı girmeye imkan olamadı.
Burada kısa bir süre bulunduğumuz, gittiğimizde sonsuza kadar gideceğimiz fikri dizlerimizi titretsede, yaşamın daima niceliği değil, niteliğinin önemli olduğuna olan inancım asla sarsılmadı...
 Bizler annelerimizin öğrettiği yaşama amacımız olan; mutluluk, kendini geliştirme, üretme, iyi insan olma ve doğayla uyum içinde yaşamayı asla unutmayalım...
Deniz Berdan
Fotoğrafları koyduktan sonra içlerinden eleyip düzenleyecektim ancak fırsat olmadı.
 O günden olduğu gibi...
deniz berdan

deniz berdan
deniz berdan
deniz berdan
Fotoğraflar Haluk Berdan

Yorumlara cevaben...


Tüm güzel yorumlarınızı ailece tek tek okuduk.

Samimi ve içten sözleriniz db junk'ın aslında koskocaman bir aile olduğunun gözlerim yaşararak sevinçle farkına varmımı sağladı. 

İlk başta anneciğimin hastalığını öğrenmenin üzüntüsüyle terapi gibi başladığım bloğum kısa bir süre sonra paylaşmanın verdiği mutluluğa ve tutkuya dönüştü, adeta ailemizden biri oluverdi.

Annecim durumunun umutsuz olduğunu hiçbir zaman bilmedi...

Ölümün gölgesinden kaçmak için  hep oynadık...
 Raporlar üzerinde oynadık, doktorları, çevreyi tembihledik durmadan...

Bilemiyorum doğru muydu ama hızla ilerleyen saatin tiktakları kulağınızdayken nasıl zevk alınabilirdi ki kalan hayattan!..

Tek tesellimiz kısıtlı zaman farkındalığında her günümüzü anneciğimle dolu dolu geçirdiğimiz bir yıl ve son güne kadar acı çekmemiş olması...

Hepinize gönülden teşekkür ederim.
İyi ki varsınız:)

7.12.2010

Annecim..................

Bir yıldır sinsi hastalıkla mücadele ediyorduk. Geçen yıl 8 Aralık'ta ilk defa baş ağrısı şikayetiyle gittiğimizde birkaç haftalık ömrü kaldığını öğrendik:((
 Tarifsiz acı ve şokla en azından birkaç yıl olsaydı derken, mücadele ile geçen ölüm uçurumunun kıyısında bir yıl su gibi akıp geçti:(
 Son ana kadar el ele olmamıza rağmen yetmedi. Yaşamın kısa ölümün kesin olduğunu bilmemize rağmen henüz çok erken 62 yaş öyle değil mi? 
Zihnimde anneciğimi kaybettik gerçeğinin içgüdüsel olarak farkında olsamda hala inanamıyorum, beynim uyuşmuş gibi.
Hastanelerden nefret ederdi. 24 saat bile kalmadık orada. Bütün gece el ele, sabah son nefesine kadar...
Hastanede olduğumuz akşam önceleri iyiydi hatta daha önce çektiğim yeni 2D elbisemiz ile post yapmaya başladık birlikte. Kötü hissedince yarım bıraktık.
 İnternete sadece çok sevdiği blogumu takip etmek için girerdi babamla. 
Eskiden de çıkardığım dergileri verirdi arkadaşlarına. Gurur duyardı çocuklarıyla...
db junk'a ilk defa annemin hastalığını duyduğumda bir kaçış, adeta bir terapi gibi başlamıştım. Her ikimize de çok iyi gelmişti. Eski tekstilci olan annem yaptıklarımıza bakıp yorumlar ve tavsiyelerde bulunurdu. Kemoterapi günlerinde hastanede geçen kısa sürelerde birlikte girerdik postları. Çok keyif alır, junk'ın üretim aşamasında fermuardan kumaşa, dikişinden her türlü detayına kadar yorumlayıp önerilerde bulunurdu. Hoşuna giderdi fikirlerini sormam ve katkıda bulunmak. Hastalığın getireceği sonuçları bile unutmuştuk.
 Anneciğime son aşamada olduğunu söyleyememiştik bile. Nasıl söylenirki 'hayat bundan sonra anlamsız her an gidebilirsin' diye:(((( 
İkinci ismi mantık olan babam bile ilk günden beri kabullenmemiş inkar etmişti durumu. Annem kadar güçlü, hayatında hiç hasta olmamış, yerinde duramayan, baskın karakter, aktif bir kadın yakalanamazdı böyle bir illete...
 Bu fotoğraflar annemin hastalığını öğrendikten sonra tıpkı Türk filmlerindeki gibi alelacele aile arasında evde yapılan kızkardeşimin nikahında çekildi. Herkesin içi kan ağlarken kimse durumu belli etmemeye çalışıyor sanki birkaç ay içinde tedaviyle iyileşecekmiş gibi oynuyordu. Ne zaman sorsak bulguların tam tersi ben çok iyiyim derdi hep. Mucizevi bir şekilde herşeye rağmen klinik olarak gerçekten de iyi göründüğünü söylüyordu doktorlar. Yazın o kadar iyiydiki biz de inandık kendi oyunumuza... 
db junk'ın ilk header'ında ve yukarıdaki fotoğrafta anneciğimin benim için kendi elleriyle diktiği elbisemi kullanmıştım...
Kelimeler kafamda uçuşuyor adeta, toparlayamıyorum sözleri...
 Belki bizi hala görüyor, hissediyor...
Bilemiyorum gerçekten ölüm son değil başlangıç mı?
 Ruhun ölümsüzlüğü diye birşey var mı? 

1.12.2010

Çok yakında Beymen Blender'larda:)

 Sezonun en sevilen desenlerinden dijital baskı zebra, leopar ve çeşitli renklerde puantiyelerle kombinlediğimiz 2D JUNK elbiselerimiz gelecek hafta Beymen Blender'larda:)
 Umarım siz de bizim kadar seversiniz:) Aslında gelecek yazın modelleri olarak düşündüğümüz 2D'lerimizi şimdiden sizlerle buluşturalım dedik:)
Fotoğraf Begüm Berdan